Skyscraper City Forum banner
361 - 380 of 411 Posts

·
Registered
Joined
·
1,520 Posts
Buranın epey gerilerinde 50 yıllık falan bir mağazası olan bi akrabam ile konuştum. Kafe, restoran vs. gibi bir şeye kiraya vereceğini söyledi galataport bitince. Yani gerisini de baya etkileyecek gibi duruyor. O kadar eski bi mağazayı kapamak kolay karar değil.
 

·
Registered
Joined
·
1,520 Posts
Ya bu proje iyi, güzel, hoş, modern falan da.. Benim içime sinmiyor. Kitsch olmadan gotik veya lancet tipi pencereleri olan kubbeli modern bir şeyler olsaydı keşke. Oradaki cami ile uyumlu yapılar olsa daha güzel olurdu
 

·
Moderator
Joined
·
30,849 Posts

·
Moderator
Joined
·
30,849 Posts
Galataport projesinin içinde yer alan yolcu terminali, Autoban tarafından tasarlandı ve proje geçtiğimiz günlerde tamamlandı. Yerin altında yaklaşık 29.000 metrekarelik bir alanı kapsayan yapının içinde gümrüklü / gümrüksüz alan geçişiyle birlikte, otobüslerin ve taksilerin girdiği bir yol, bu araçların indi-bindi yapabilecekleri ayrı yol ve tüneller ve 2300 araçlık bir otopark var. Terminale aynı anda 3 ‘cruise’ gemisi yanaşabiliyor ve günde 15.000 yolcu kapasitesi var. Yolcular ‘cruise’dan konveyörlerle alt kata indikten sonra pasaport kontrolünden geçiyor, valizleri ise alınıp ekipler tarafından etiketleme ve numaralandırma sonrasında bagaj alanına konuluyor. Yolcular işlemlerini bitirdikten sonra ya otobüs / taksi alanlarına gidiyor ya da Galataport alanına, alışveriş ve yeme içme mekânlarının olduğu yere de doğrudan çıkıyor. Böylece şehre akış hikayesi başlamış oluyor. Yaratılan hikayenin ve projenin detaylarını Autoban’ın kurucuları Seyhan Özdemir Sarper ve Sefer Çağlar ile konuştuk.

Galataport Yolcu Terminali tasarımının en dikkat çekici özellikleri nelerdir? Tasarım sürecindeki seçimleriniz, kararlarınız nasıl şekillendi?
Seyhan Ö:
Dikkat çekici olan ve getirdiğimiz çözümlerle birlikte üzerine konuşulacak çok fazla özelliği var ancak bunlar arasında en öncelikli olanı dünyanın ilk yer altındaki ‘cruise’ terminali olması. Terminalin yer altına alınmasında çok belirgin bir amaç var. Galataport projesine ‘port’ adını veren aslında bu terminal ve etrafında oluşturulan tesisler. Dolayısıyla terminal üzerine gelişen bir projeden bahsediyoruz.
Yıllardır bu bölgede kent ve bölge halkıyla deniz arasında büyük bir sınır oluşmuş durumdaydı. Bu terminalin Denizcilik İşletmelerine ait olan önceki halinde, bu alandaki gümrüklü / gümrüksüz alan sınırı şehir insanının deniz ile ilişkisini engelliyordu. O nedenle yıllar boyunca burada fikir projeleri yapıldı ancak bu engeli kaldırmak hep belirgin bir mesele olarak projelerin karşısına çıkıyordu. Yeni projeyle birlikte bu sınırı kaldırmak üzere terminal yerin altına alındı ve bu çok önemli bir karardı. Şehirde yaşayanları bu bölgede denizle buluşturmak ve alanı kullanıma açmak önemli bir hedefti. Projenin ana fikirlerinden biri buydu. Ancak başından beri bu şekilde tasarlanmadığından dolayı, yerin altında bir yapı da kurgulanmamış. Üst kotta yer alan bütün yapıların alta inen statik kolon-kiriş sistemleri, daha çok otoparklar ve teknik alanlar için ayrılmış alanlar bu kararın alınmasıyla birlikte statik revizyona girerek, terminal projesini tasarlamak üzere bizim kullanımımıza verildi.
Sefer Ç: Bu bağlamda mekânın kendisinin en dikkat çekici özelliği kolon, kirişleri ve tavan tasarımı. Ayrıca pek çok sebeple yerin altında olması belirgin bir özellik. Bu nedenle bu bölgede bulunan yer altı yapıları ve sarnıçlar bizim için çok önemli bir ilham kaynağı oldu. İlham aldığımız diğer şey de gemicilik ve gemi yapı diliydi.

İhtiyaçlar-fiziksel koşullar-konum-deneyim vaadi, tasarım kimliği ve az önce değindiğiniz mimari dil projede nasıl bir araya geldi? Yıllar içinde pek çok projeyle birlikte Autoban olarak belirgin hale getirdiğiniz tasarım ve mimari dil burada nasıl kendini gösteriyor?
Sefer Ç:
Bunu tek kelimeyle ‘detay’ diyerek özetleyebilirim. Kolon ve tavan detayları önemli. Örneğin, aşağıdan denizin içine, suya baktığınız zaman ortaya çıkan formu tavanda referans aldık. Bunu, Seyhan’ın az önce anlattığı mekân akışına göre endüstriyel bir üretim mantığında yapmaya çalıştık.
Bütün her şey o hatırlanabilir detaylarda… Üzerine konuşabileceğimiz, kendimize has, hatırlanabilir bir iz bırakmaktı amaç. Sonuçta burası hızlı bir geçiş mekânı. Otobüsün iç mekâna geldiği ilginç bir kurgu var. Dolayısıyla burada söz konusu olan sadece güzel bir iç mekân tasarımı yapmaktan ziyade, yolcunun adımını attığı andan, otobüse binip buradan ayrıldığı ana kadarki süreyi düşünmek. Biz de bu deneyimi nasıl tasarlayacağımıza odaklandık.
Seyhan Ö: Tasarım dili olarak yine her zamanki ‘dekoratif yaklaşımdan uzak durma ve mimariyi kullanarak geliştirdiğimiz bir iç kabuk tasarlama’ yaklaşımı söz konusu oldu bu projede de. Sonuçta biz mimari bir iç kabuk yaratıyoruz. Ve burada da bu bakış açısıyla formları tasarladık. Bugün bize serbestçe bir yer altı yapısı gerçekleştireceğiz denilse belki ortaya bambaşka bir yapı çıkardı ancak bu projede mevcut yapılardan gelen kolon ve kirişler bizi çok zorladığı için, tasarlanmış bir iç mekân, bir mimari iç kabuk yaratmak zor oldu.
Diğer yandan burada oluşabilecek inanılmaz bir trafik sorunu da, getirilen çözümlerle birlikte giderilmiş durumda. Burayı dev bir tünel gibi düşünebiliriz. Terminal iki bölümden oluşuyor ve ortasından bir yol geçiyor. Otobüslerin geçtiği alan dışında geniş bir park alanı da aynı zamanda. Günde 3 geminin yanaşabildiği ve 15.000 yolcu kapasiteli bir alandaki yoğun akışın, otobüs ve taksi güzergahının yerin altına alınması çok büyük bir trafik sorununu çözmüş oluyor. Dolayısıyla mesele yalnızca gümrüklü / gümrüksüz alanı düzenlemek değil. Trafiği yönetmesi için yapılan çözümler çok faydalı oldu.
Bütün bu kurgunun içinde Autoban’ın tasarım dilinin nasıl oluştu diye sormuştun. Bizi yakından tanıyan ve daha önce başka projeler kapsamında konuştuğumuz biri olarak senin de bildiğin gibi, biz bütün ihtiyacı anlayıp, ‘brief’i aldıktan sonra bunun üzerine bir hikaye oluşturuyoruz. Burada söz konusu olan İstanbul’a girip, bu terminalden geçiş yaparak şehre ulaşan o yolcunun hikayesi. Bu hikâyeyi, buranın denizden şehre ilk giriş kapısı olmasıyla birleştirdik ve Kemeraltı bölgesinde olmayı buna ekledik. Kemeraltı sarnıçlarla dolu bir yer ve bu tip bir mimari sistemin kültürümüzde var olduğunu gözler önüne seren bir bölge. Dolayısıyla biz de yerin altında bir yapı tasarlarken buradan ilham almak istedik. Burada, sarnıçlarıyla ünlü bir şehirde, işlevi itibariyle geleceğe hitap edecek şekilde kendi sarnıcımızı yapıyoruz diye düşünerek, bunun üzerinden hikayemizi oluşturduk.
Sarnıç yapısına doğru gitmemizde bu kadar fazla kolon olmasının da etkisi oldu. Bu noktada tekrarın gücünü ve etkisini kullandık. Gemi estetiğinden de ilham alarak kenarları eğimli kirişler tasarladık ve kolonları bunlara bağladık. Kısacası denizcilikle birlikte İstanbul’da yüzyıllardır mevcut olan yer altı sarnıç yapılarını harmanladığımızı söyleyebiliriz.
Tasarladığımız terminalin Galataport projesinin içinde yer alması da çok güzel. Öncelikle yolcular için çok iyi bir deneyim. Projeyi yaparken, bize her gelen yeni projede olduğu gibi, pek çok örnek inceledik. Capetown’da yer alan Waterfront ‘cruise’ terminalini örneğin, bütün şehri oraya çeken, orada yaşayanların ve cruise ile gelenlerin bir arada bulunduğu, alışveriş, yeme-içme gibi işlevleri içinde barındıran, kısaca şehrin bütün hareketini içine çeken bir bölge olarak zihnime kaydetmiştim. Burası da benzer şekilde hem İstanbul halkı, hem yurtdışından gelen yolcular için çok cezbedici bir bölge olacak.

Proje özelindeki ihtiyacın en zorlayıcı tarafı neydi?
Sefer Ç:
Işık görmeyen bir yerde tasarım yapmak ve insanlara sıcak bir ‘hoş geldin’ demek çok zorlayıcı. Zemin altında insanın yön duygusu kaybolduğundan, yapının böyle bir konumda olması da zorlayıcı bir etken. Dolayısıyla tıpkı ağaçların yön bulmadaki işlevleri gibi, biz de örneğin kolonları bu şekilde kullandık ve bir taraflarını açık, bir taraflarını koyu renkte tasarladık.
Seyhan Ö: Projenin zorlu olan kısımlarını, burasının tasarlanmış bir yapı olmamasından kaynaklı olarak, yukarıdan gelen bütün yapıların, büyük hacimlerin içine yerleşmek, , tüm bunları iç kısımda mimari bir dile oturtmak, yolcu gidiş-geliş hatlarını düzenlemek, ayırmak, güvenlikle ilgili gereklilikleri yerine getirmek, valiz operasyonunu yerleştirmek gibi süreçleri kurgulamak olarak sıralayabilirim. Ayrıca en önemlisi bu sürecin içinde kıymetli ve hatıra bırakan bir mekân tasarlamak. Bu süreçlerin hepsi bir şekilde tasarlanabilir elbette ancak, terminal, havalimanı gibi yapılar ülkenin giriş kapısı niteliğinde olduğundan, bir temsiliyet özelliği de var. Böyle mekânlar ülkeye ilk defa gelen yolcudaki imajı çok net bir şekilde ilk görüşte oluşturuyor veya oluşturmuyor. O nedenle de bu tip projelerin bu bilinçle tasarlanması önemli.
Bir ‘cruise’ gemisiyle İstanbul’a gelen, Boğaz’a giren bir yolcu, Topkapı Sarayı’nın, Ayasofya’nın, Sultanahmet’in olduğu harika bir eski kent manzarasını gördükten sonra yavaş yavaş terminale yaklaşıyor ve Sefer’in bahsettiği gibi, birdenbire yerin altına, gün ışığının olmadığı, yön duygusunun kaybolduğu bir alana giriyor. Binlerce yıllık geçmişi olan Istanbul’a harika bir giriş manzarasından sonra yolcuları yerin altına almak ve orada onları bekleyecek sürprizi tasarlamak çok zorlayıcıydı. Zaten tasarımcı olarak bizim şapkalarımızdan biride, mekânla birlikte, bu yolculuğun sonundaki varışa dair deneyimini de tasarlamak sonuçta

Burası işlev ve kullanım itibariyle bir geçiş alanı. Bir yandan da insanların kente geldiklerinde ilk ayak bastıkları yer. Havaalanı projelerinizde de benzer özellikler söz konusu. Hem işlevini mümkün olan en akıcı şekilde gerçekleştiren, hem de bunu sıradan olmayan şekilde sunan bir 'geçiş' alanı tasarlamanın ve o alana tasarımsal olarak bir kimlik kazandırmanın tılsımı nerede yatıyor?
Sefer Ç:
İlham verici, hatırlanacak, bulunduğu yere özgü bir karakter yaratmak bizim yaptığımız… Bu da bir kimlik…Diğer yandan bahsettiğim akışla ilgili önemli bir tecrübemiz var. Daha önce yaptığımız CIP Lounge alanı ve Bakü’deki Haydar Aliyev Havaalanı iç mimari projeleri gibi, planlama olarak bu kadar büyük bir sirkülasyonun bir yerden bir yere gidişini ve oradaki deneyimi tasarladığımız işler yıllar içinde önemli bir tecrübe getirdi bize.
Seyhan Ö: Evet Sefer’e katılıyorum… Yolcuların geldiği yer İstanbul. Binlerce yıllık tarihi olan, büyüleyici bir şehir burası. Dolayısıyla vardığı anda karşılaştığı, içinde bulunduğu ilk fiziksel mekânın hikayesi çok kuvvetli olmalı. O yüzden biz de kuvvetli bir İstanbul hikayesi aktardık tasarıma. Daha önce bahsettiğimiz gibi bu zengin bölge bize hikayesini kendi veriyor zaten. Biz de bu İstanbul hikayesi üzerine gittik.
Mekânlar her zaman güzel olabilir, insanlar fotoğrafını çekip paylaşabilirler… Ancak aynı şekilde çok güçlü ve hafıza yer eden bir hikayesi olduğunda bu deneyim çok daha anlamlı ve kıymetli hale geliyor. Bizim en büyük şapkamız bunu yaratmakla ilgili. Yıllardır havalimanı, otobüs terminali, şimdi ‘cruise’ terminali, ‘lounge’ alanları gibi yoğun trafiğin ve hızlı geçişin olduğu alanlar üzerinden çalışıyoruz. Ve bu alanları tasarlarken, belirli bir tecrübemiz olmakla birlikte, projelerin trafik ve operasyon akışıyla ilgili teknik kısımlarında tek başımıza çalışmıyoruz, her zaman uzmanların, danışmanların yönlendirmesiyle ilerliyoruz. Danışmanların bize verdiği rotayı çok iyi oturtabildikten, eş zamanlı olarak da o özgün hikâyeyi, matematiksel yapı içinde harmanladıktan sonra başarılı bir proje ortaya çıkıyor.
Bu proje bize geldiğinde Seferle birlikte çok heyecanlandığımızı söyleyebilirim. Bir kez daha İstanbul’un yeni bir giriş kapısını tasarladık ve bunu yine güçlü bir hikayenin üzerine kurguladık. Bu aynı zamanda Türkiye’nin imajlarından birini oluşturuyor. Tıpkı CIP Lounge fotoğraflarının yıllarca Türkiye’nin imajı için önemli bir katkıda bulunması gibi… Sonuçta bu tip projeler ülkelerin imajları, iletişimleriyle ilgili. Bunun yanı sıra 12 ay boyunca, gemilerin gelmediği zaman da farklı amaçlarla kullanılacak, yaşayan bir alan haline geldi burası. Bu açıdan bakınca birkaç farklı şapkayla bu projeyi çalıştık ve sonuçtan da çok mutluyuz…

 
  • Like
Reactions: arda84

·
Registered
Joined
·
514 Posts
Ya iyi de o arazide eskiden antrepolar vardi, denizden hic gorunmuyordu bu cami. Zaten kruvazörler gelince orada sürekli gemiler park edecek (yine eskiden oldugu gibi) bu çekimin yapildigi yerden hic bir zaman görünmeyecek o cami... Yani Istanbul burasi nereye dokunursaniz dokunun, onun onunde arkasinda bir tarihi bina bulur belirli bir acidan onu bozdugunu söyleyebilirsiniz.

Ben açıkçası bu projeyi cok kotu bulmuyorum. Yapılan binalar oldukça alcak. Hatta yıkılan antrepolardan da alcak sanirim. Sahilden uzaktan bakinca hic goze batan bir yapi yok. Uyum sagliyor cevresine bilemiyorum.
 
361 - 380 of 411 Posts
Top